Ana Sayfa Öğrenci Otomasyon Formlar Yönetmelik Ders Katalogu Akademik Takvim Ana Bilim Dalları
 Ana Bilim Dalı Sayfası
 Projeleri
 Uygulamaya Yönelik İmkanlar
 Araştırmaya Yönelik Donanımlar
 Öğretim Üyeleri
 Programları
 Tezler
 Tezlerden Yapılan Yayınlar
 Seminer

Giriş Sayfası Yap Sık Kullanılanlara Ekle İletişim
 Ip...........:10.1.15.121
 Aktif......:
Google :: siteiçi :: arama
  » Tıbbi Biyokimya (Programları)
Yüksel Lisans

 

İnozitol siklik hekzitol yapıda bir biyomolekül olup birçok organizmanın “ubiquitous” hücresel bileşenidir. İnozitolün biyolojik olarak aktif formu olan myoinozitol (MI) dokularda serbest olarak veya fosfolipitlerle kompleks yapmış şekilde bulunabilir. Bu komplekslere fosfatidilinozitoller (PI) adı verilir. PI’lar hücredeki en önemli işlevlerini, ikinci haberci sisteminde gösterirler. Serbest halde bulunan MI ise diyabet ve SSS hastalıklarının patogenezinde önemli bir rol oynamaktadır. 

Bu proje kapsamında, biyolojik örneklerdeki MI miktarını ölçmek amacıyla hassas, kolay uygulanabilir bir enzimatik yöntem geliştirilmeye çalışılmıştır. Deneyin prensibi, NAD varlığında MIDH enziminin myoinozitol’ ü myoinozoz’ a dönüştürmesi sırasında oluşan NADH’nin 340 nm’de, 37 °C’de 5 dakika boyunca verdiği absorbansın ölçülmesi esasına dayanmaktadır. Myoinozitolün standart eğrisi  0-100 g/mL arasında lineer bulunmuştur. Deneyin kalite kontrol çalışmaları içerisinde MI düzeyi önceden belirlenmiş bir serum örneği üzerine farklı derişimlerde MI eklenerek analitik geri elde %99,8 olarak hesaplanmıştır. Biyolojik sıvılarda yöntemin duyarlılığını arttırmak için deproteinizasyon, nötralizasyon ve glukozdan arındırma aşamaları uygulanarak ön analitik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucu bu iki aşamanın da kullanılmasına gereksinim olmadığı, yöntemin glukoz (250 mg/dL’ ye kadar) ve protein ile interferans vermediği saptanmıştır. Yöntemin tekrarlanabilirliği yaklaşık olarak %4,5(CV) bulunmuştur. Kan MI düzeylerini ölçmek için, serum ve plazma örnekleri kullanılmış, koşullarımızda en iyi örnekleme şeklinin serum olduğu gözlenmiştir.

Daha sonraki aşamalarda, serum MI konsantrasyonu 40 sağlıklı bireyde ölçülmüş ve normal populasyon serum MI düzeyi ortalama ve standart sapması 10,09±2,35 g/mL olarak bulunmuştur. Cinsiyet ve yaş durumuna göre serum MI düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Dört farklı yaş grubu ile çalışılmıştır. Yaş 0-15, 16-30, 31-45 ve 45 üstü olarak gruplandırılmıştır. Bu yaş gruplarına göre serum MI düzeyinin ortalama ve standart sapması (X±SD) sırasıyla, 11,06±3,43; 12,11±1,55; 10,48±1,97 ve 9,77±1,59 g/mL olarak bulunmuştur.  Serum MI düzeyi X±SD kadınlarda 10,96±1,76 g/mL iken erkeklerde 10,82±2,96 g/mL olarak saptanmıştır.

On diyabetik bireyde yapılan çalışmalarda serum MI düzeyinin kontrol grubuna göre düşük olduğu izlenmiştir (X±SD = 5,22±1,03 g/mL).

Ayrıca farklı bir biyolojik sıvı örneği olarak 10 amnion sıvısında çalışmalar yapılmış, amnion sıvısının serumdan daha yüksek MI düzeyine sahip olduğu gösterilmiştir(X±SD = 20,53±5,90 g/mL)

Geliştirdiğimiz yeni yöntemin bu verilerine göre, hassas olduğu ve serum ile amnion sıvısında MI’nın kantitatif ölçümü için kullanılabileceği ortaya konulmuştur.

 

  

Anahtar Sözcükler: Amnion sıvısı, Enzimatik yöntem, Myoinozitol, Serum

 

 

Abstract

Inositol, whose structure is cyclic hexitol, is a “ubiquitous” cellular component of many organisms. Myoinositol (MI), which is the biological active form of inositol, is found as free form and complex with phospholipids in tissues. These complexes are called phosphatidylinositols (PI). PI show their the most important actions in cell, in second messenger system. MI, which is the free form of inositol, acts an important role at the pathogenesis of diabetes and central nervous system (CNS) diseases.

In this project, a sensitive, an available enzymatic method has been developed for the quantitation of myoinositol in biological samples. The method involves use of NAD and myoinositol dehydrogenase (MIDH), oxidation of myoinositol to myoinosose and measurement of the increase in absorbance at 340 nm of NADH for 5 minutes at 37 °C. The calibration curve for myoinositol was linear between 0 – 100 g/mL. In studies of quality control for this method, analytical recoveries of myoinositol added to serum whose MI concentration is known, was 99.8%, respectively. The steps which are deproteinization, neutralization and glucose removal was applied to enhance the sensitivity of the method in biological fluids. As a result of our experiments, this method doesn’t interfere with glucose (250 mg/dL) and protein. Within – run coefficient of variation (CV) was 4.5%, respectively. This method is applied in serum and plasma to measure blood MI concentration, the best specimen is determined as serum in our conditions.

In this study, serum MI concentration was assayed in 40 healthy individuals serum MI concentration was found 10.09 ± 2.35 g/mL. It was not found significant differences between serum MI concentration and sex, age (P>0.05).

As a result of our study with four different age groups, serum MI concentration was found for 0-15 age ( X ± SD ) 11.06 ± 3.43; for 16-30 age 12.11 ± 1.55; for 31-45 age 10.48 ±1.97 and for 45 and over age 9.77 ± 1.59 g/mL. Mean serum MI concentration was found 10.90 ± 1.76 for women; 10.82 ±  2.96 g/mL for men. We measured serum MI concentration in 10 diabetic patients, serum MI concentration of diabetics was found too low to compare with controls (X ± SD = 5.22 ± 1.03 g/mL). 

We studied ten amnion fluid as a different biological fluid by this method. It is demonstrated that the  MI level of the amnion fluid was higher than in serum ( X ± SD = 20,53±5,90 g/mL).

This new method which we have been developed simple, sensitive and enables quantitative analysis of myoinositol in serum and amnion fluid.

 

Key words: Amnion fluid, Enzymatic method, Myoinositol, Serum


 

 

 

Özet

Sitoplazmik bir enzim olan glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G-6-PD; EC 1.1.1.49),glukoz-6-fosfat’tan NADP’ye hidrojen transfer edilmesinden sorumludur. Bu reaksiyonun ürünleri 6-fosfo-glukonolakton ve  koenzim II’nin indirgenmiş formu olan NADPH’dir. NADPH’nin oluşumuna olan katkılarından dolayı   G-6-PD, eritrositlerin stabilitesinin ve yaşama yeteneğinin güvencesidir.

Pentoz fosfat metabolik yolunun ilk ve düzenleyici enzimi olan G-6-PD’nin eksikliği hemolitik anemiye yol açmaktadır. Son yıllarda yapılan kinetik çalışmalarında G-6-PD’ye ait en az 442 varyantın olduğu rapor edilmiştir.

Bu bilgilerin ışığında gerçekleştirilen bu tez çalışmasında Çukurova bölgesinden elde edilen, G-6-PD enzim aktivitesi

bakımından incelenmiştir. Bölgemizde yapılan tarama düşük olan olgular, kinetik ve moleküler özelikleri çalışmaları ile G-6-PD enzim eksikliği saptanan olguların öncelikle enzim kinetiği çalışılmış; daha sonra moleküler yapıları SSCP ve dizi analizi yardımıyla incelenmiştir. Kinetik özelikleri incelenen 13 olgudan G-6-PD enzim aktivitesi “0” olan ve kinetik bulguları normal ile GdMed varyantından farklı olan bir olgunun   (12-EÖ), moleküler yapısı SSCP ve dizi analizi ile incelenmiş; bu olgunun GdMed varyantı olduğu belirlenmiştir.

bakımından incelenmiştir. Bölgemizde yapılan tarama düşük olan olgular, kinetik ve moleküler özelikleri çalışmaları ile G-6-PD enzim eksikliği saptanan olguların öncelikle enzim kinetiği çalışılmış; daha sonra moleküler yapıları SSCP ve dizi analizi yardımıyla incelenmiştir. Kinetik özelikleri incelenen 13 olgudan G-6-PD enzim aktivitesi “0” olan ve kinetik bulguları normal ile GdMed varyantından farklı olan bir olgunun   (12-EÖ), moleküler yapısı SSCP ve dizi analizi ile incelenmiş; bu olgunun GdMed varyantı olduğu belirlenmiştir.

 

Anahtar sözcükler : Enzimopati, GdMed, Glukoz-6-fosfat dehidrogenaz, SSCP

 

 

Abstract

Glucose-6-phosphate dehydrogenase    (G-6-PD; EC 1.1.1.49) is a cytoplasmic, hydrogen transfer enzyme which mediates the reversible transfer of hydrogen from glucose-6-phosphate to NADP. The products of the reaction are 6-phosphogluconolactone and the reduced form of the coenzyme II, NADPH. Since the first and main source of NADPH is this reaction, G-6-PD occupies a central position in the assurance of the stability and viability for erythrocytes.

The deficiency of this first and the key regulatory enzyme of the pentose phosphate pathway cause hemolytic anemia. The latest studies on kinetics report the existence of 442 G-6-PD variants.

In the light of all these facts, kinetic and molecular properties of the G-6-PD deficient samples gathered from the Çukurova region are studied. First, the enzyme kinetic study is achieved and then the molecular structures of the cases are examined via SSCP and sequence analysis.  It is identified that one of the 13 samples examined (12-EÖ) with “0” G-6-PD enzyme activity, is a GdMed variant although has different kinetic properties than the accepted values.

 

Key Words : Enzymopathy, GdMed, Glucose-6-phosphate dehydrogenase, SSCP

 

 

Doktora

 

 

 

 

 

 

         Özet

          Son yıllarda Türkiye'de ve özellikle Çukurova bölgesinde meme kanseri insidansının artışı ile bölgemizde çok yaygın olarak kullanılan endosulfan arasında bir bağlantı  olabileceği düşünüldüğünden, anaç Mus musculus'un kan, karaciğer ve meme dokularında endosulfanın hematolojik, biyokimyasal ve histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Araştırmamızda Çukurova Üniversitesi Tıbbi Deneysel Cerrahi Araştırma Merkezi'nden (TIBDAM) alınan 23-40 g ağırlığında 60 adet (30 kontrol, 30 deneysel) anaç M.musculus kullanılmıştır. Endosulfanın M. musculus’un kan, karaciğer ve meme dokusu üzerindeki etkilerinin değerlendirilebilmesi için hematolojik verilerin, eritrosit, karaciğer ve meme antioksidan sistemlerin, laktik dehidrogenaz (LDH) ve malondialdehit (MDA) düzeylerin referans değerleri saptanmıştır. Deneysel gruba endosulfan (0.24 mg/100g vücut ağırlığı/gün) 90 gün (kısa dönem) ve 180 gün (uzun dönem) oral yolla uygulanmıştır. Endosulfanın hem kısa hem de uzun dönemde vücut ve meme ağırlıklarını etkilemediği, karaciğer ağırlığını ve hepato/somato indeksini arttırdığı, lökositoz ve anemiye neden olduğu saptanmıştır.  Endosulfan eritrosit ve karaciğer dokusundaki antioksidan sistemlerini, LDH aktivitelerini ve MDA düzeylerinin belirgin şekilde etkilerken, meme dokusu verilerini etkilemediği görülmüştür. Karaciğer dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde, kısa dönemde ağır tahribat bulguları, uzun dönemde ise ağır tahribat bulgularının yanısıra hafif-orta derecede rejenerasyon bulguları saptanmıştır. Meme dokularının histopatolojik açıdan  incelenmesinde ise hem kısa hem de uzun dönemde stroma'da infiltrasyon bulguları saptanmıştır.

            Sonuç olarak, çalışmamızda endosulfanın kan, karaciğer ve meme dokusu üzerinde non-karsinojenik etkileri görülmüş, kısa dönemde doku düzeyinde oluşan hasarın geri dönüşümlü olduğu ve organizmanın uzun dönem toksisitesine uyum sağladığı saptanmıştır.

 

Anahtar sözcükler: Anaç Mus musculus, endosulfan, kan, karaciğer, meme dokusu

 

          Abstract

           In recent  years in Turkey, especially in Çukurova Region, it has been suggested that there would be a relation between the increased insidence of breast cancer and widely use of endosulfan. For this purpose, the hematological, biochemical and histopathological effects of endosulfan on blood, liver, and breast tissues of mature Mus musculus are investigated. Sixty mature (30 control, 30 experimental) M. musculus, weighing between 23 and 40 g, were obtained from the Medical Experimental Surgery Research Center (MESRC) of Çukurova University. In the first part of our study, the reference ranges of malondialdehyde (MDA) levels, lactic dehydrogenase (LDH) activities, antioxidant systems and hematological parameters are established to interpret the effects of pesticides on these tissues. In the second part, the effects of oral administration of endosulfan (0.24 mg Per 100 g body weight) daily for 90 days (short term) and for 180 days (long term) are investigated. As a results, no effect on body and breast weights whereas leucocytosis, and anemia as well as a increase on liver weight and hepato/somato index are observed in neither short nor long terms. Although the antioxidant systems of erythrocyte and liver tissue, LDH activities and MDA levels were affected by endosulfan; breast tissue levels showed no significant changes. In the histopathological investigation of the liver tissues, the findings of severely damaged tissue in the short term and mild to moderate regeneration signs are observed in the long term. Infiltration to stroma is observed in the histopathogical investigation of breast tissues in both short and long terms.

                In conclusion, non-carcinogenic effects on blood, liver and breast tissues, reversible tissue damage in the short term and an adaptation to long term toxicity are observed.               

 

Key words: Blood, breast tissue, endosulfan, liver, mature Mus musculus

 

 

 

 © Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü